MİLGEM’in Anlamı

0

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kendi milli harp gemimizi ilk kez üretme teşebbüsü 1960’lı yıllara dayanır. Kıbrıs’ta ortaya çıkan sorun nedeniyle yapılan çalışmalar sonucunda güçlü bir çıkarma filosunun tesis ve idamesi bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, yurt içinde amfibi gemi ve araçlarının inşasına öncelik verilirken, yurt dışından da özellikle tank çıkarma gemisi tedariki yönünde planlamalar yapılmıştır. Nitekim 1974 yılında icra edilen Kıbrıs Barış Harekatı’nda bu kararın ne kadar doğru olduğu ortaya çıkmıştır.

Diğer yandan, Kıbrıs Barış Harekâtı ile başlayan ABD ambargosu nedeniyle sadece çıkarma gemilerinin değil, vurucu unsurların da Türkiye’de inşa edilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Daha önce tersanelerimiz gemiler inşa etmişti ama çoğunluğu tanker ve kuru yük gemisi gibi yardımcı sınıf gemilerdi. Bununla birlikte 1971 yılında Gölcük’te inşa edilen ve 1972’de hizmete giren TCG Berk ve 1975’te hizmete giren kardeş gemisi TCG Peyk refakat muhripleri bu konuda geleceğe dönük olarak ümit vaat ediyordu.

TCG Berk

Ancak sıfırdan bir savaş gemisi tasarlamak, inşa etmek ve donatmak çok uzun ve meşakkatli bir süreç olduğu için yurt dışından kabul görmüş muharip gemi tasarımlarını Türkiye’de inşa etme yoluna gidildi. Bu maksatla 1970’li yılların sonlarından itibaren Alman teknoloji transferi ile hücumbotlar ve denizaltılar, 1980’li yılların sonlarından itibaren de firkateynler tedarik-inşa edildi. Daha sonraki yıllarda bunlara mayın avlama gemileri de katıldı. Tedarikte uygulanan yöntem hemen hepsinde aynıydı; sınıfın ilk bir veya iki gemisi Almanya’da diğerleri Türkiye’de inşa edilecekti. Ancak bu yöntem, bir yandan savaş gemisi inşa etme yeteneğimizi artırırken diğer yandan tedarik maliyetini de yükseltiyordu. Maliyeti düşürmek için inşa edilen platformlardaki yerli katkı payının artırılması gerekiyordu. Bu maksatla Deniz Kuvvetleri; savaş gemilerinde kullanılan, çok sofistike olmayan ve bu nedenle yerli piyasadan tedarik edebileceğini düşündüğü ürünlerin bir listesini yaptı ve bunu yerli firmalara bildirdi. Birkaç yüz kalem malzemeyle başlayan bu süreç zaman içinde binlerce kaleme çıktı.

Milli savaş gemisi inşa etme hayalimiz hep vardı ama komuta kontrol sistemi gibi karmaşık sistemler nedeniyle bir yerde dışa bağımlılığımızı bir türlü kıramıyorduk. Çözüm GENESİS ile geldi. 1998 yılından itibaren ABD’den aldığımız ve Gabya sınıfı olarak adlandırdığımız 8 adet Oliver Hazard Perry sınıfı firkateylerin modernize edilmesi gerekiyordu. Zira komuta kontrol sistemleri 70-80’li teknolojisine sahipti. Çok şükür ki iyi mühendislerimiz ve bu davaya inanmış personelimiz vardı ve yıllar süren çalışmanın ardından GENESİS’i yaratmayı başardılar. Sistem o kadar başarılı oldu ki Amerikalılar bile istedi. Eski bir G sınıfı firkateyn komutanı olarak diyebilirim ki GENESİS Gabya sınıfı fırkateynlerin savaş gücünü ikiye katlamıştır.

Gabya Sınıfı TCG Gaziantep

Bu gelişmeden cesaret alan Deniz Kuvvetleri de MİLGEM çalışmalarına hız verdi. Sonrası malum. Bugün artık “Ada” sınıfını geçtik “İ” sınıflarını konuşuyoruz. Hava savunma firkateynlerini konuşuyoruz. Milli Denizaltıyı konuşuyoruz. İnsansız su üstü araçlarını konuşuyoruz. Nereden nereye?

Konusu itibariyle burada mutlaka anlatmam gereken bir anım var. İlk MİLGEM olan TCG Heybeliada daha yeni inşa edilmiş ve deniz tecrübelerine başlamışken Yunan Deniz Kuvvetleri Komutanına refakat etmek üzere Türkiye’ye gelmiştim. Yanında Genel Sekreteri olan Tuğamiral de vardı. Gezimiz oldukça kapsamlıydı. Ankara’da Genelkurmay Başkanı ve Deniz Kuvvetleri Komutanı’nı ziyaret-Gölcük Tersanesi Komutanlığı-İstanbul Tersanesi Komutanlığı-İstanbul’da kültürel tur ve son olarak İzmir. Gölcük Tersanesi’nden sonra İstanbul Tersanesi’ni ziyaret esnasında TCG Heybeliada’yı görmeyi çok istediler ama gemi o gün denizdeydi. Yolda Genel Sekreter olan Yunanlı Amiral çok samimi bir şekilde “Tersanelerinizde herkes oradan oraya koşuşturuyor ve şevkle çalıştıkları belli. Hepsi işini inanarak yapıyor. Oysa bizim tersanelerimizde kimseye iş yaptıramazsın. Biz sizinle baş edemeyiz.” dedi.

Doğru söylüyordu; onların tersanelerinde bir gün olay eksik olmuyordu. Bizim Gölcük Tersanesinin muadili olan Skaramanga Tersanesi önce Almanlara satılmıştı. Ancak Almanlar tersaneyi bir türlü verimli bir hale getiremedikleri için Katarlılara sattılar. O günlerde Yunanistan ile Türkiye’yi karşılaştıran bir profesörün lafını hiç unutmuyorum: “Yunanlı bir işçi bir Türk işçisinin yaptığı bir işi iki katı fiyata dört katı zamanda yapar!”

İlk MİLGEM Korveti TCG Heybeliada

Bu arada sivil tersanelerimizin de hakkını teslim etmem gerekir. Gemi üretiminde dünyada üçüncü veya dördüncü sırada olduğumuzu biliyorduk ama askeri gemilerin sivil tersanelerde başarıyla inşa edilebileceğine dair içimizde hep bir şüphe vardı. Sonuçta o tersaneler kar maksadıyla çalışıyorlardı. Ama görüldü ki birçok projede sivil tersanelerimiz kendilerini ispat ettiler ve etmeye de devam ediyorlar.

Merhum (E) Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’in MİLGEM’İN ÖYKÜSÜ adlı kitabında belirtildiği gibi “MİLGEM Projesi, bir avuç genç, inançlı, yılmaz, tuttuğunu koparan, bilgili insanın başarısıdır. Onların hepsine şükran borçluyuz. Onlar risk aldılar, gereğinden fazla sorumluluk yüklendiler ve projeyi gerçekleştirdiler… Başarının birinci şartının ‘istemek’ olduğunu bir kez daha öğrendik. İstersek inanılmaz işler yapabileceğimizi bir kez daha hem bizler gördük hem de herkese gösterdik.”

Merhum Özden Örnek

Enver Aksoy

Gelecek Mavi Vatan!

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.