Reis Sınıfı Denizaltılar ve Türk Deniz Kuvvetleri için Anlamı

0

Havadan Bağımsız Tahrik (Air Independent Propulsion) sistemli ilk denizaltıyla tanışmam Ataşe olduğum dönemde Yunanistan’ın Almanya’dan sıkıntılı bir tedarik süreci ile aldığı HS Papanikolis denizaltısı ile oldu. Yunan tarafı denizaltının özellikle dalgalı denizlerde yüzeye çıkarken yana yattığını iddia ederek denizaltıyı almamakla tehdit etmiş bu da süreci uzatmıştı. Ancak Alman Silahlanma Ataşesi ile yaptığım görüşmede aslında durumun böyle olmadığı, ekonomik krizle boğuşan Yunanistan’ın denizaltının fiyatını kırmak için böyle bir iddia ortaya attığını söylemişti. Sonuçta taraflar bir şekilde anlaştı ve denizaltı Yunanistan’a getirildi.

Yunan Donanmasına Ait Type-214 Sınıfı Denizaltı

Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı o dönemde büyük ses getiren bu platformu göstermek için ana üsleri olan Salamis’e bir ataşe gezisi düzenlemiş ve Atina’daki tüm ataşeleri bu geziye davet etmişti. U-214 sınıfı bu denizaltı o zaman dünyanın en gelişmiş konvansiyonel denizaltısı idi. Bu geziye giderken bizim de bu denizaltılardan tedarik edeceğimizi biliyordum ama bilmek başka bir şeydi görmek başka bir şeydi. Daha önce kendi denizaltılarımızı gezmiş hatta hem AY hem de PREVEZE sınıfları ile dalış yaparak “Fahri Denizaltıcı” olma şerefine erişmiştim. Yani aradaki farkı görebilecektim.

Türk Deniz Kuvvetlerine Ait Gür Sınıfı TCG Gür Denizaltısı

U-214 sınıfı denizaltılar, Almanların çok iddialı olduğu platformlardı. Havadan Bağımsız Tahrik (HBT) Sistemi sayesinde suyun altında diğer dizel-elektrikli denizaltılara göre çok daha uzun süre kalabiliyorlardı. Şimdi uzun süre deyince kimse nükleer denizaltılarla karıştırmasın. Nükleer denizaltılarda suyun altında kalış süresini belirleyen tek şey personelin yiyeceği ve psikolojisidir. Bu süreyi de ABD Deniz Kuvvetleri 6 ay olarak belirlemiş. Nükleer denizaltıların bu avantajına karşılık reaktörü soğutmak için deli gibi çalışan su pompasının çıkardığı gürültü onların konvansiyonel denizaltılara karşı en büyük zaafı.

HBT sistemli denizaltılarda su altında kalınan süre kullanılan sürat kademesiyle orantılı. U-214 sınıfı denizaltılarda kullanılan sistem, oksijen ve hidrojenin yakıt hücresi modüllerinde kimyasal reaksiyona tabi tutularak ortaya çıkan enerjinin elektriğe çevrilmesi ile çalışıyor. Yani oksijen veya hidrojen tükendiğinde denizaltı artık normal bir dizel-elektrik denizaltıya dönüşüyor. Şimdi “su altında kalınan süre niye bu kadar önemli?” diye sorabilirsiniz. Konvansiyonel denizaltıların en büyük zaafı boşalan bataryalarını dizel makinelerini çalıştırarak şarj etmek için şnorkel derinliğine çıkma ihtiyacıdır. Denizaltının kullandığı sürat kademesine bağlı olarak bu ihtiyacın süresi büyük değişkenlik gösterir. Şnorkel derinliğine çıkan bir denizaltının da başta hava vasıtaları olmak üzere radara yakalanma riski oldukça yüksektir.

U-214 sınıfı denizatılar, sadece HBT özelliğine sahip değil; gelişmiş entegre algılayıcı ve silah kontrol sistemleri sayesinde çok uzak mesafelerden (suüstü gemilerinin sonar tespit menzilinin en az iki katı) torpido ve sualtından satha (gemilere ve kara hedeflerine) güdümlü füze atabiliyorlar. Hatta istenirse denizaltıya tehdit oluşturan hava vasıtalarına karşı sualtından havaya da füze atma yeteneği var.

İşte bunların bilincinde olan Türk Deniz Kuvvetleri, Yeni Tip Denizaltı Projesi adı altında 6 adet U-214 sınıfı denizaltıyı Gölcük’te inşa etmek üzere 2009 yılında ThyssenKrupp Marine Systems (TKMS) ile bir sözleşme imzalamıştır. Reis sınıfı adı verilen bu denizaltılar, Türk Deniz Kuvvetleri ihtiyaçları doğrultusunda bazı değişikliklere tabi tutulmuş, bu da inşa sürecinin uzamasına yol açmıştır. Ancak artık süreç rayına girmiş olup 2022 yılından itibaren her yıl bir adet olmak üzere Türk Deniz Kuvvetleri hizmetine girmeleri planlanmıştır.

Reis sınıfı denizaltılar ile sadece yukarıda bahsettiğim U-214 yetenekleri kazanılmış olmayacaktır. Birçok yerli firma denizaltının bileşenlerini alt yüklenici olarak üretmekte, birçok mühendis Yüklenici firmadan eğitim almakta ve bu bağlamda tasarımdan inşaya kadar büyük tecrübeler kazanılmış olmaktadır. Bu durum, sadece denizaltılardaki yerli üretim payını (%81) artırmakla kalmayıp gelecekte üretilecek Milli Denizaltı’nın (MİLDEN) da temelini oluşturmaktadır.

Denizaltının özelliklerini uzun uzadıya yazmaya gerek yok. Daha önce bu sayfada yazılmıştı.

https://mavivatan.net/reis-sinifi-denizalti-projesi/

Bu denizaltıların ülkemizde inşa edilmesinin diğer bir faydası da uluslararası pazara hazırlıktır. Nitekim MİLGEM’in başarısı ortadadır. Yakın gelecekte MİLDEN için de Pakistan ve Endonezya gibi ülkelerin potansiyel müşteriler olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Son olarak denizaltı bileşenlerini üreten yerli savunma sanayi firmalarımızla ilgili bir hususu hatırlatmak istiyorum. Denizaltıların bileşenlerini üretirken firmalarımız özellikle kritik gövde parçaları, algılayıcılar ve diğer elektronik sistemlerde tamamen kendi imkanlarını veya kendi özgün tasarımlarını kullanmaktadır. Yani eskiden olduğu gibi yurtdışından parçaları alıp Türkiye’de birleştirme yoluna gitmemektedir. Kritik gövde parçalarının artık ülkemizde üretilmesi, yerli özgün cihaz ve sistemlerin böyle karmaşık bir yapıya entegre edilmesi bile başlı başına bir tecrübedir. Üstelik firmalarımız bunu yaparken hiçbir yatırımı yapmaktan kaçınmamıştır. Bunda kuşkusuz MİLDEN projesine hazır olma dürtüsü de vardır.

 

Enver Aksoy

Gelecek Mavi Vatan!

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.