• Hakkımızda
  • Mavi Vatan Harita
  • İletişim
Pazar, Haziran 14, 2026
Mavi Vatan
Roketsan
SYS Grup
  • Anasayfa
  • Mavi Vatan
    • Mavi Vatan Yazıları
    • Mavi Vatan Harita
  • Türk Donanması
  • Yazılar
    • Deniz Araçları
      • Fırkateynler
      • Destroyerler
      • Korvetler
      • Denizaltılar
      • Amfibi Gemiler
      • Çıkarma Gemi ve Araçları
      • Hücumbotlar
      • Karakol Gemileri
      • Kruvazörler
      • Uçak Gemileri
      • LHD Sınıfı Gemiler
      • İnsansız Deniz Araçları
      • Lojistik Destek ve Tanker Gemileri
      • Mayın Gemileri
      • Eğitim Gemileri
      • Yardımcı Gemiler
    • Hava Destek Unsurları
      • Helikopterler
      • Uçaklar
      • İnsansız Hava Araçları
    • Silah Sistemleri
      • Anti-Gemi Füzeleri
      • Füze Sistemleri
      • Top Sistemleri
      • Torpido Sistemleri
    • Hava Savunma Sistemleri
    • Radar Sistemleri
    • Optik Sistemler
    • Elektronik Sistemler
    • Savaş Yönetim Yazılımları
    • Analiz
  • SöyleşilerYeni
Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Listele
  • Giriş
  • Anasayfa
  • Mavi Vatan
    • Mavi Vatan Yazıları
    • Mavi Vatan Harita
  • Türk Donanması
  • Yazılar
    • Deniz Araçları
      • Fırkateynler
      • Destroyerler
      • Korvetler
      • Denizaltılar
      • Amfibi Gemiler
      • Çıkarma Gemi ve Araçları
      • Hücumbotlar
      • Karakol Gemileri
      • Kruvazörler
      • Uçak Gemileri
      • LHD Sınıfı Gemiler
      • İnsansız Deniz Araçları
      • Lojistik Destek ve Tanker Gemileri
      • Mayın Gemileri
      • Eğitim Gemileri
      • Yardımcı Gemiler
    • Hava Destek Unsurları
      • Helikopterler
      • Uçaklar
      • İnsansız Hava Araçları
    • Silah Sistemleri
      • Anti-Gemi Füzeleri
      • Füze Sistemleri
      • Top Sistemleri
      • Torpido Sistemleri
    • Hava Savunma Sistemleri
    • Radar Sistemleri
    • Optik Sistemler
    • Elektronik Sistemler
    • Savaş Yönetim Yazılımları
    • Analiz
  • SöyleşilerYeni
Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Listele
mavivatan.net
Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Listele
  • Anasayfa
  • Türk Donanması
  • Mavi Vatan
  • Mavi Vatan Harita
  • Deniz Araçları
  • Söyleşiler
  • Analiz
  • Silah Sistemleri
  • Hava Destek Unsurları
Anasayfa Mavivatan.net

Çaka Bey: İlk Büyük Türk Denizcisi

Murat Akbaş Yazar: Murat Akbaş
14/06/2026
Kategori: Mavivatan.net, Savaş Tarihi, Türk Donanma Tarihi
19 dakika okuma süresi
A A
Çaka Bey: İlk Büyük Türk Denizcisi

Görsel, mevcut tarihî kaynaklar ve döneme ilişkin bilgiler ışığında yapay zekâ ile üretilmiş temsili bir rekonstrüksiyondur.

FacebookTwitterWhatsappTelegramLinkedin

ÇAKA BEY: İLK BÜYÜK TÜRK DENİZCİSİ

Tarih sahnesinde, XI. yüzyılın son çeyreğinde karşımıza çıkan Çaka Bey hakkındaki birincil kaynakların yetersiz olması, ilk büyük Türk denizcisi kabul edilmesine karşın onun hayatı ve beyliği üzerine yapılan çalışmaların sınırlı kalmasına neden olmuştur. Muhtemelen 1081 yılının ikinci yarısında İzmir’de kurduğu beyliğini yaklaşık on dört sene kendisi, ölümünü takip eden iki sene de kardeşi Yalvaç yönetmiştir. 1097 yılında I. Haçlı Seferi esnasında yeniden Bizans İmparatorluğu hâkimiyetine giren beyliğinden günümüze ulaşabilen herhangi bir maddi eserin bulunmaması, onun hayatının ve devletinin tarihinin yazılmasında araştırmacılar için kısıtlayıcı bir nedendir. 

Çaka Bey

Altay Dağları’nın batısından Aşağı Volga’ya doğru uzanan steplerde yaşayan Oğuzlar, X. yüzyılın sonlarına doğru boylar halinde İslamiyet’i kabul ettiler ve sonrasında Türkmen olarak anılmaya başladılar. 1040 yılında Dandanakan Zaferi ile devletlerini kurmadan evvel Selçuklular, Karahanlılar ve Gaznelilerin baskısından dolayı yurt arayışı içerisindeydi. Bu nedenle 1018 yılında Çağrı Bey başlarında üç bin süvari ile Van Gölü bölgesine akın gerçekleştirerek Anadolu ile ilk teması sağladılar. Ganimet maksatlı yaptıkları bu akınlar sonrası bölgede egemenlik hakkı olan Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ile karşılaşmaları kaçınılmazdı.

Selçuklular, Sultan Alparslan komutasında 26 Ağustos 1071 Cuma günü, Malazgirt Ovası’nda, İmparator Romenos Diogen’in Doğu Roma ordusunu mağlup ederek Türk boylarına Anadolu’nun kapılarını ardına kadar açtı. Doğu Roma İmparatorluğu’nun askeri gücünün Malazgirt’te yok edilmesi sonrasında Türk akıncıları zorlanmadan Adalar Denizi ve Marmara Denizi sahillerine kadar ulaştılar. Türk tarihinin en büyük dönüm noktalarından biri olan Malazgirt Zaferi, yersiz yurtsuz Türkmen topluluklara, üzerinde daimî kalacakları bir vatan sunmuştur.

Sultan Alparslan’ın Doğu Roma İmparatorluğu’nu yıkmak ya da Anadolu’daki topraklarını fethetmek gibi bir hedefi olamadığı için esir imparatoru az bir fidye, bir takım sınır düzenlemeleri ve müttefiki olması kaydıyla serbest bıraktı. Ancak Romenos Diogen bir daha tahta geri dönemedi. Doğu Roma İmparatorluğu, 1071-1078 yılları arasında Selçuklular ile selefinin yaptığı antlaşmayı kabul etmeyen VII. Mikhael Dukas tarafından yönetildi. VII. Mikhael Dukas’ın saltanatı Süleyman Şah’ın desteklediği Nikephoros Botaniates tarafından sona erdirildiğinde Selçuklular Kocaeli yarımadasına yerleşmiş ve Üsküdar ile Kadıköy’e kadar ilerlemiş bulunuyordu. 

Anadolu’ya Türklerin yerleşmeye başladığı bu aşamada yaşanan olayların kaleme alındığı önemli destanlardan olan Danişmendname’de Türk fetih hareketlerine dair bilgiler verilirken Çavuldur (Çavurdur) Çaka’dan bahsedilmektedir. Eserde, Malazgirt Meydan Savaşı’na ordusu ile katıldığı anlatılan Danişmend Ahmet Gazi’nin zafer sonrasında Anadolu’nun kuzey ve orta kısımlarında fetih hareketlerine giriştiğinden bahsedilirken, adı geçen Çaka’nın Kayseri’den İstanbul’a uzanan hat üzerinde görevlendirilen askeri birimlerin komutanlarından biri olduğu bilgisi bulunmaktadır. Dolayısıyla Çaka, tarih sahnesinde karşımıza uçlarda fetihle görevlendirilmiş olarak bir Selçuklu ordu komutanı sıfatıyla çıkmaktadır.

Çaka, Anadolu’da Doğu Roma İmparatorluğu topraklarına düzenlediği bu akınlardan birinde, Aleksandros Kabalikos tarafından yakalanarak esir edilmiş ve İmparator Nikephoros Botoniates’in huzuruna getirilmiştir. 1078-1081 yılları arasında Bizans başkentinde esir olarak tutulan Çaka’ya, komutan olmasından ya da sahip olduğu yetenekleri ile dikkat çekmesinden dolayı en soyluların birincisi anlamına gelen “Protonobilissimos’’ unvanı verilmiş ve saraydaki diğer asiller ile birlikte eğitim alması sağlanmıştır. 

Yaşı ilerlemiş olan İmparator Nikephoros Botoniates’in saltanatı da gelirleri yetersiz olan imparatorlukta dağıttığı unvanlar için ödenen meblağların hazineyi tüketmesi, Türkler tarafından Asya topraklarının işgal edilmesi gibi nedenlerle 1081’de sona erdi. Anadolu’nun zengin ve soylu ailelerinden birine mensup, üst düzey bir komutan (Strategos Autokrator) olan Alexios Komnenos ordunun desteğini de alarak yeni imparator oldu ve 4 Nisan 1081 günü Ayasofya’da taç giydi.

Alexios Komnenos tahta oturduğunda devlet ekonomik, siyasi ve askeri yönden zor bir dönemden geçiyordu. Tuna Nehri’ni aşmış bulunan Peçeneklerin Doğu Roma topraklarına peşi sıra dalgalar halinde saldırmaları, Adriyatik yönünden artan Norman tehdidi, vergilerden doğan iç huzursuzluklar ve Anadolu’nun neredeyse dörtte üçünü ele geçiren Türk tehlikesi, uğraşması gereken başlıca sorunlarıydı. İmparator işe Türklere karşı harekâta girişmeden evvel topraklarının batı tarafı için Alman İmparatoru’ndan gerektiğinde yardım edeceği vaadini alarak uyguladığı vur-kaç taktiği ile Türkleri bezdirip, kıyı şeridinden içerilere doğru çekilmek zorunda bırakarak başladı. Ancak Normanların artan tehditleri nedeniyle vergi ödemeyi kabul ederek Anadolu Selçuklu Devleti ile 1081 yılı içerisinde Drakon Çayı Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı. Doğu Roma İmparatorluğu, 1049/50’deki elçi değişimi vasıtasıyla Büyük Selçuklu Devleti ile de diplomatik ilişki tesis etmişti. Drakon Çayı antlaşması, Selçukluların bir diğer kolu ile Doğu Roma İmparatorluğu ilişkilerine resmiyet kazandırmış, günümüz terimi ile Doğu Roma İmparatorluğu, Anadolu Selçuklu Devleti’ni resmen tanımıştı. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Süleyman Şah, 1078 yılının destek sağlayan unsuru olmaktan çıkmış ve İznik’in merkez olduğu, İzmit Körfezi etrafını da kapsayan bir alanın siyasi otoritesi olarak adından söz ettirmeye başlamış oldu.

Çaka, bu dönemde Alexios Komnenos’un selefinin dağıttığı unvan ve ödülleri kaldırmasıyla sahip olduğu ayrıcalıklarını kaybetmiş ve İstanbul’dan ayrılarak İzmir’e gelmiştir. Sarayı terk etmesine Nikephoros Botoniates’in gözdelerinden olmasından dolayı istenmeyen kişi olarak da kabul edilmesi sebep olmuş olabilir. Zira tahta geçene kadar üst düzey komutan olarak saraya gelişlerinde Alexios Komnenos’un Çaka ile karşılaşmış olması muhtemeldir. 

Peki Neden İzmir?

İzmir, XI. yüzyılın sonlarında Adalar Denizi’nde bulunan diğer liman şehirlerine göre belli başlı avantajlara sahip bir ticaret merkeziydi. Bir kere şehre deniz yolu ile ulaşmak isteyen düşman, Karaburun-Foça hattından başlayarak yaklaşık otuz deniz mili mesafeyi bulan dar bir su hattını geçmek zorunda kalacaktı. Bu İzmir için deniz tarafından doğal bir savunma desteği demekti. İklim şartları ve verimli toprakları da hesaba katıldığında şehrin önemi bir kat daha artmaktaydı. Her şeyden önemlisi Çaka’nın İzmir’i tercih etmesi, bölgede yerleşik Türk nüfusun olmasına ve hatta bunların arasında aile bireylerinin bulunmasının sonucu olmalıdır. Öte yandan Orta ve Doğu Anadolu’nun önemli noktalarının diğer Türk Beyleri tarafından işgal edilmesi ve Doğu Roma İmparatorluğunun başkentine ulaşacak en kolay yolun denizden geçeceği düşüncesi ile gemi inşa ustaları ve kızakları yönünden uygun olan İzmir’i seçtiğini belirten kaynaklar da mevcuttur.

Alexios Komnenos’un tahta çıkış tarihi esas alındığında İzmir’in fethinin 1081 sonları ile 1082 başlarında olma ihtimali yüksektir. Çaka Bey, İmparator Komnenos’un Normanlar ile devam eden mücadelesi ve sürekli Peçenek baskısı altında olmasından faydalanarak İzmir’de süratle beyliğini kurdu ve güçlendirdi. Öncelikle Batı Anadolu’dan topladığı Türk kuvvetleri ile İzmir’i ele geçirdi ve ardından Adalar Denizi’nde çift ya da üç kürekli dromon (çektiri) sınıfı 40 gemiden oluşan ilk Türk donanmasını oluşturmuştur. İzmir, o dönemde Doğu Roma donanması için gemiler üretilen, tecrübeli gemi inşa ustalarının bulunduğu ve gemi yapımı için ihtiyaç duyulan  temel malzemelere erişimin kolay olduğu bir merkezdi.

Kürekli Dromon (çektiri)

Çaka Bey’in ilk donanmasının bel kemiğini oluşturan dromon; eski Yunanca’da hızlı giden anlamına gelen ‘‘dromou’’ kökünden gelen, 100-300 kişilik kapasitesi olmasına karşın lojistik ihtiyaçların depolanması için yeterli alanın bulunmadığı ve bu nedenle kısa mesafelerde ve uzun sürmeyen çatışmalarda kullanılan gemi türüydü. Türkler göl ve ırmaklarla çevrili ana yurtlarında denizlerden uzak olmalarına rağmen deniz ve denizcilik alanlarına her daim ilgi duymuş, nehirleri deniz anlamına gelen ‘‘tengiz’’ diye isimlendirmişlerdir. 

Çaka Bey donanmasında, yetişmiş denizci personelini yerli Doğu Roma halkından, savaşçılarını ise Türklerden temin ederek çevre kıyılara ve adalara akınlar yapmaya başladı. İlk fethettiği yer Urla (Klozemenai) oldu. Ardından önemli bir liman kenti olan ve körfezin girişini kontrol edebileceği Foça’yı (Phokai) ele geçirdi. Devamında Doğu Akdeniz’in en güvenli iki körfezine (Kalonya ve Yera Körfezleri) sahip olan, ekilebilir arazisinin yarısına yakını önemli bir ticaret metası olan zeytin ağaçları ile kaplı Midilli Adası’nı hedef aldı. Midilli’nin ele geçirilmesi ada yöneticisi (Kouratör) Alapos’un bir gece önceden adayı terk etmesi nedeniyle kolay oldu. İlk saldırıda Midilli (Myliene) şehrini ele geçirmesine rağmen adanın kuzeyinde bulunan ve coğrafi konumunu sağlam surları ile destekleyen Methymna şehri teslim olmadı. Çaka Bey adada ele geçirdiği yerlerin yönetimini Göktürklerden beri süregelen uygulamaya sadık kalarak uç beyi olarak kardeşi Yalvaç’a bıraktı. Çaka Bey’in ailesi hakkında, erkek kardeşinden başka evli olduğunu ve bir de kız çocuk sahibi olduğunu biliyoruz. 

Sakız Adası’nı yerli Rum halkın kendisine katılmasıyla savaşmadan ele geçiren Çaka Bey’in hedef olarak seçtiği yerler incelendiğinde ciddi bir stratejiye bağlı kaldığı görülecektir. Önemli bir ticaret merkezi olan beyliğinin denizden güvenliğini sağlamak için Urla ve Foça’yı ele geçirmiş, bununla da yetinmeyip körfez yaklaşma sularında bulunan Midilli ve Sakız Adalarını fethederek güvenlik stratejisini sağlam temellere oturtmuştur. Kısıtlı kaynaklardan hayatını takip edebildiğimiz Çaka Bey’in en önemli hedefinin İstanbul’un fethi olduğu, bu nedenle karada yetişmiş bir komutan olmasına rağmen emellerini gerçekleştirebilmek için deniz gücüne yöneldiğini görmekteyiz. Sahip olduğu azim, cesaret ve teşkilatçı yapısı onun deniz tarihimizin önemli karakterlerinin ilki olmasını sağlamıştır.

İzmir ve çevresinde hızla yayılarak Doğu Roma İmparatorluğu’nun denizaşırı ticaret merkezlerini teker teker ele geçirmesi ve imparatorluk hazinesine girdileri azaltması nedeniyle İmparator Aleksios Komnenos, Çaka Bey’in üzerine Niketas Kastamonniates kumandasında bir donanma göndermişse de Çaka Bey bu donanmayı ağır bir yenilgiye uğratarak 19 Mayıs 1090 tarihinde ilk büyük Türk Deniz Zaferi’ni elde etmiştir. Savaş, Çeşme ile Sakız Adası arasında bulunan Koyun Adaları mevkiinde meydana gelmesi hasebiyle ‘‘Koyun Adaları Savaşı’’ olarak bilinmekte ve halen Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından üç büyük deniz zaferinden biri olarak kabul edilmektedir. 

Koyun Adaları Savaşı

İmparator Aleksios Komnenos, denizde aldığı yenilgiyi düşmanını hafife almaya bağlamış olacak ki ilkinden daha kuvvetli bir donanma hazırlatarak komutasına Konstantinos Dalessanos’u getirdi. İkinci seferin ilk hedefi Sakız Adası oldu. Dalessanos, kaleyi ele geçirmekte tereddüt gösterirken denizden Çaka Bey’in adaya yardıma geldiğini öğrendi ve elindeki donanmayı komutanlarından Opus’un emrine vererek ona, düşman donanmasını arayıp bulmasını ve kesin sonuçlu imha savaşına girişmesini emretti. Doğu Roma donanması, İzmir ile Sakız Adası arasında gece vakti Çaka Bey ile karşılaşmasına rağmen savaşmayı göze alamayarak Sakız Limanı’na geri çekildi. Kumandan Opus savaşmama mazereti olarak, Çaka Bey’in o güne kadar denizlerde görülmemiş bir taktikle gemilerini zincir ile birbirlerine bağlamış olmasını öne sürecekti. Çaka Bey mevcut donanmasıyla adaya sekiz bin asker destek getirdi. Liman girişinde karada yapılan ilk mücadelede Doğu Roma birlikleri çözüldü. Konstantinos Dalessanos askerlerine ve donanmaya adanın batı tarafında yer alan Balissonas’a çekilmek için hazırlık yapmaları emrini verirken Çaka Bey’e de elçi göndererek görüşme teklif etti. Burada sekiz bin askerin bölgeye sevk edilmesi konumuz açısından önemlidir. Yukarıda belirttiğimiz gibi Çaka Bey, beyliğini kurarken bölgedeki Türk varlığından faydalanmış olmalıdır. Kısa sürede sekiz bin tecrübeli kara askerini toplamak kolay değildir. Muhtemelen bunlar yetişmiş Türk savaşçıları olmalıdır ve bölgedeki Türk varlığının mevcudunu tahmin etmemiz için bir göstergedir.  

Doğu Roma komutanı Dalassenos ile Çaka Bey arasında yüz yüze bir görüşme şu şekilde rivayet edilir; 

‘‘Bilesin ki ben, bir zamanlar Asya’da hep yiğitçe dövüşerek, akınlar yapan ama deneyimsizliğinin kurbanı olup şu ünlü Alexandros Kabalikos’ça tutsak edilmiş olan o genç adamım. Sonra, onun tarafından, hizmetinde bulunmam için, İmparator Nikephoros Botaniates’e armağan edilir edilmez bana Protonobilissimos sanının verilmesiyle onurlandırıldım, değerli armağanlara boğuldum ve ona bağlılık sözü verdim. Ne var ki, Alexios Komnenosu’un devlet dizginlerini ele geçirmesinden bu yana her işim bozuldu. İşte şimdi benim giriştiğim düşmanca tutumun nedenini sana açıklamaya geldim. Bunu İmparator da öğrensin ve eğer ortaya çıkan düşmanlığa bir son vermek istiyorsa, benim hak kazanmış olup da sonra yoksun bırakıldıklarımın tümünü bana geri versin. Sana gelince; eğer sen kendi gönül rızanla, çocuklarımız arasında bir evlilik yapılmasını düşünürsen, hem siz Rumlarda hem de biz Barbarlarda adet olduğu üzere ikimizin anlaşmasıyla, evlilik mukavelenamesi yazılıp hazır edilsin. O zaman, eğer benim belirtmiş bulunduğum koşulların tümü yerine getirilirse, İmparatora, senin aracılığınla, Rum devletinden almış bulunduğum ve istila ettiğim adaların her birini geri vereceğim ve seninle yaptığım antlaşmanın hükümlerini yerine getirmiş olarak, yurduma döneceğim.’’

Burada dikkatimizi çeken husus Çaka Bey’in Dalessanos’a ‘‘Çocukları arasında evlilik yoluyla kan bağına dayalı bir ittifak’’ teklif etmesidir. Akdes Nimet Kurat tarafından eserinde bu konuşmaya yer verilmiştir. Ancak Çaka Bey’in teklifinin Konstantinos Dalessanos’a değil, bizzat imparatora iletilmek üzere yapıldığı şeklinde nakledilmiştir. Oysa Alexiad’da açıkça görüleceği üzere teklif Konstantinos Dalessanos’a yapılmıştır. Zira cevaben Konstantinos Dalessanos tarafından ‘‘…ondan ve benden istediklerin hakkında hiçbir şey yapamam…’’ denmesi bunu teyit etmektedir.  Kurat yine aynı eserinde bu konuşmaya dayanarak Çaka Bey’in bir kızının Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı I. Kılıç Arslan ile evli olduğunu belirterek birden fazla kızı olması gerektiğini ileri sürmüştür. Biz, Çaka Bey’in kızının I. Kılıç Arslan ile tahta geçişinden sonra 1093 yılında evlenmiş olduğuna dayanarak bu çıkarıma katılmadığımızı belirtmek isteriz. Çaka Bey bu görüşmeden sonra yeniden asker temin etmek üzere adayı terk etmiştir.

Doğu İmparatorluğu’nun 1090 yılı sonbaharı geldiğinde en çetin ve öncelikli düşmanı Peçenekler idi. Çaka Bey görünüşe göre denizin yanı sıra Doğu Roma’yı karadan da zorlamayı tasarlıyordu. Bu nedenle 1088 yılından beri neredeyse kesintisiz şekilde Doğu Roma İmparatorluğu ile savaş halindeki başka bir Türk kavmi olan Peçenekler ile temasa geçti ve onları Gelibolu’yu işgale teşvik ederek bir ittifak kurdu. Ancak iki müttefik ortak harekete geçme fırsatı bulamadan 29 Nisan 1091 tarihinde Meriç Nehri’nin bugünkü Enez’e yakın bir noktasında gerçekleşen Lebunion Savaşı’nda Doğu Roma ve Kuman Türklerinden oluşan birleşik ordunun Peçenekleri ağır bir yenilgiye uğratması, hedefine giden süreçte beklenmedik, olumsuz bir gelişme oldu. 

Peçenek tehdidini bertaraf eden Alexios Komnenos, Joennes Doukas komutasında bir orduyu Çaka Bey’in üzerine gönderdi. Doğu Roma donanması ikinci harekâtta olduğu gibi yine Konstantin Dalessanos komutasında bulunuyordu. Bu defa harekâtın ilk hedefi Midilli Adası oldu. Ada, Çaka Bey’in kardeşi Yalvaç’ın yönetimindeydi. Kardeşinin üstün düşman kuvvetleri karşısında olması nedeniyle Çaka Bey adaya gelmiş ve savaşa katılmıştır. Ancak Joennes Doukas’ın sabırla yürüttüğü kuşatma ve saldırılara daha fazla dayanamayacağını anlayarak İzmir’e çekilmesine müsaade edilmesi şartı ile adayı Doğu Roma birliklerine teslim etti. Ancak Joennes Doukas tarafından verilen söz, Konstantin Dalessanos tarafından bağlayıcı kabul edilmemiş ve İzmir’e çekilen Çaka Bey’in donanması saldırıya uğramıştır. Bu saldırıda donanmasının büyük bölümünü kaybettiği anlaşılan Çaka Bey, İzmir ve Efes tersanelerinde hızla yeni gemilerin yapımını başlatmıştır. Doğu Roma donanmasının Girit ve Kıbrıs adalarında çıkan isyanlar nedeniyle buralara sevk edilmek zorunda kalınması Adalar Denizi’nde Çaka Bey’e karşı mücadelenin neticeye ulaştırılmasına engel olmuştur.

Doğu Roma ile olan mücadelesinden vazgeçmeyen Çaka Bey, 1093 yılı başlarında Anadolu Selçukluları tahtına oturan I. Kılıç Arslan ile kızını evlendirmek suretiyle kan bağına dayalı bir ittifak meydana getirmiştir. Midilli kuşatması sonrasında İzmir’e çekilirken uğradığı saldırıda gemilerinin birçoğunu kaybetmesi onu yeni bir donanma inşa edene kadar karadan ilerlemeye teşvik etti. Bu ilerleyiş neticesinde ilk önce yolu üzerinde bulunan Edremit’i (Adramyttium) zapt etti. Devamında Nara Burnu mevkiinde bulunan Abydos Kalesi’ni kuşattı. Buna mukabil Doğu Roma İmparatoru, Abydos’u desteklemek için denizden güçlü bir donanma gönderdi ve I. Kılıç Arslan’a mektup yazarak onu kayınpederi Çaka Bey’e karşı kışkırttı. İmparator, I. Kılıç Arslan’a mektubunda şu şekilde seslenmiştir;

‘‘Şanlı büyük Sultan Kılıç Arslan! Biliyorsun ki sultanlık sana baba mirası olarak geçmiştir. Oysa senin kayınbaban Çaka görünüşte Rum devletine karşı silahlanıyor ve kendisine Basileus dedirtiyor, ama besbelli bu bir aldatmacadır. Aslında, öylesine büyük bir deneyim sahibi bulunan ve son derece bilgili bir kişi olan o, kendisinin Rumlar üzerinde Basileus’luğa hiçbir hakkının bulunmadığını ve bu kadar büyük bir devletin başına geçmesinin olanaksız olduğunu biliyor. Kurduğu bütün tezgâh sana doğru yönelmiştir. Bu durumda sen ne onu başıboş bırakmalısın, ne de cesaretini yitirmemelisin; yapman gereken, erkinden yoksun bırakılmamak için uyanık durmaktır. Bana gelince, ben, Tanrının yardımıyla onu Rum ülkesinin sınırlarından kovarım; seni de kendi çıkarın için, ülkelerini ve egemenliğini uyanıklıkla korumaya ve olabilirse barışçı yollardan, o bunu istemezse silahla, onu yeniden kendi buyruğuna almaya davet ederim.’’ 

Dönemin şartları göz önüne alındığında ittifakların pamuk ipliğine bağlı olduğu görülmektedir. Nitekim Çaka Bey’in Abydos’u kuşatması bu alanları kendi genişleme bölgesi içerisinde gören I. Kılıç Arslan’ı rahatsız etti. Abydos’u kuşattığı esnada, Anadolu Selçuklu ordusunun üzerine hareket ettiğini öğrenen, denizden Doğu Roma donanması ile karadan Anadolu Selçuklu ordusu arasında sıkışan Çaka Bey, damadı I. Kılıç Arslan ile anlaşma yollarını aradı. Dönemin kaynakları ilk büyük Türk denizcisinin hayatının, anlaşmak için huzuruna gittiği damadı I. Kılıç Arslan tarafından şerefine verilen yemekte göğsünden aldığı kılıç darbesiyle sona erdiğini belirtmektedir. Bu olay ve ardından gerçekleşen Haçlı Seferi olmasaydı, Türkler XIV. yüzyılda ulaştıkları denizci beyliklerin topraklarına o dönemde yerleşmiş olacaklardı. Müttefikini kendi elleriyle ortadan kaldıran I. Kılıç Arslan kısa süre sonra, 1096 yılında Kudüs’e yürüyen I. Haçlı Ordusu tarafından önce devletinin başkentinden (İznik) çıkarılmış, ardından Eskişehir’de ağır bir yenilgi daha alarak Anadolu’nun içlerine çekilmek zorunda bırakılmıştır. Doğu Roma İmparatoru Alexios Komnenos, Haçlı seferinin yarattığı kaos ortamından faydalanmış ve gönderdiği donanma ile Batı Anadolu kıyı bölgelerini, Midilli, Sakız ve Sisam Adaları ile İzmir’i geri almıştır. Doğu Roma ordusu bu seferinde yanında İznik’te esir ettiği I. Kılıç Arslan’ın eşini de bulundurmuş ve İzmir’in geri alınmasıyla yetinmeyerek Efes’te bulunan Tanrıvermiş’in beyliğine de son vermiştir. Çaka Bey’in kurucusu olduğu beyliğin ömrü 15-16 yıl kadar olmuş ve 1097 yılında son bulmuştur. Batı Anadolu başta olmak üzere Türklerin hâkimiyetindeki topraklar için Çaka Bey’in ve kurduğu donanmanın önemi ölümünden sonra daha iyi anlaşılmıştır. Zira I. Haçlı Seferi esnasında binlerce Haçlı askeri Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi sahillerine kolayca ulaşıp oradan Anadolu içlerine akarken hiçbir engel ile karşılaşmamıştır. 

Sonuç

Çaka Bey’in on yıl içerisinde yaptığı İzmir, Urla, Foça, Midilli ve Sakız fetihlerinde izlemiş olduğu strateji çok iyi coğrafya bilgisine sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca fetihler esnasında yanında kardeşi Yalvaç’ın bulunması ailesinin bu bölgedeki Türklerin arasında olabileceğini göstermektedir. Sultan I. Kılıç Arslan ile evlendirdiği kızının varlığı ve Doğu Roma ordusunun İzmir’i geri almakla yetinmeyip Efes’te bulunan Tanrıvermiş’in üzerine yürümesi de bu çıkarımı desteklemektedir. 

Çaka Bey, İstanbul’da bulunduğu sırada denizciliğin önemini kavramış olmalıdır. Doğu ve batı istikametlerinde Türkler tarafından sürekli baskı altında bulunmasına rağmen Doğu Roma İmparatorluğu’nun deniz yolu ile elde ettiği ayni ve nakdi gelirler ile ayakta kaldığını fark eden Çaka Bey, güçlü bir beylik için donanmanın şart olduğunu görmüş, kurduğu donanmayla de Doğu Roma’ya ölümcül darbeyi indirmeyi planlamış olması muhtemeldir. Bu nedenle; beyliğini kurduktan, Adalar Denizi’nde önemli liman ve ticaret noktalarını ele geçirdikten sonra elindeki ile yetinmeyip İstanbul’u kendisine hedef belirlemiştir. Ayrıca Malazgirt Savaşı’nda aldığı yenilgiden sonra hem doğu hem batı her iki yönde sürekli toprak kaybeden ve zayıflayan, taht varisliğinin bir kurala bağlı olmadığı ve genelde askeri güce sahip olanın imparator olduğu Doğu Roma tahtına göz koyduğu da düşünülebilir. Anna Komnena babasının ağzından yazılan mektupta, Çaka Bey’in kendisini imparator olarak gördüğünü dile getirdiğine dikkat edilirse Doğu Roma tahtını siyasi bir hırsla düşlemiş olması da olasıdır.

Öte yandan Doğu Roma İmparatorluğu’nun denizlerdeki gelişmelere yaklaşımı üzerinde düşünmeyi gerektirir. Avrupa ve Anadolu’daki toprak kayıplarını bir noktaya kadar tolere etse de düşmanlarının denizlerde güçlenmesine asla müsamaha göstermemiştir. Örneğin, Ebul Kasım zamanında Anadolu Selçuklu Devleti gemilerinin üzerine donanma göndermiş ve gemileri daha kızakta inşa halinde iken yakarak imha ettirmiştir. Benzer hassasiyeti Adalar Denizi’nde imparatorluk için yaşamsal değeri olan limanları ele geçiren Çaka Bey ve donanmasına karşı da göstermiştir. 1090 yılındaki ilk denemesinde başarısız olmuş fakat devamında üçüncü harekâtta Türk donanmasına ağır bir darbe vurmayı başarmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu, çevre denizlerinde başka bir donanmanın varlığını kabul etmemiştir. Çaka Bey’den yaklaşık dört asır sonra İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet de Doğu Roma için denizin önemini doğru tespit etmiş, kuşatmadan evvel 1452 yılında Anadolu Hisarı karşısına Rumeli Hisarı’nı inşa ettirerek şehrin denizden ulaşımını kontrol altına almıştır. 

Çaka Bey’in donanması dönemin gemicilik kültüründe ön saflarda yer alan Dromon’lardan oluşmuştur. Bu tekneler yapıları nedeniyle uzak mesafeler ve uzun süreli deniz savaşlarına uygun vasıtalar değildi. Bu yüzden Çaka Bey tarafından donanma, Koyun Adaları Savaşı’nı saymazsak ağırlıklı olarak güç intikal vasıtası olarak kullanılmıştır. Ordu kültürü ile yetişmiş bir komutanın çok kısa sürede denizcilik gibi tecrübe ve birikim gerektiren bir alana uyum sağlaması, Koyun Adaları Savaşı’nda etkin bir deniz gücüne karşı elde ettiği zafer ile günümüzde ‘‘İlk Büyük Türk Denizcisi’’ olarak anılmaya hak kazanmıştır.

Anadolu tarihi açısından konu bir bütün olarak değerlendirildiğinde I. Kılıç Arslan eğer Bizans Oyunu’na gelmeyerek kayınbabası Çaka Bey ile güçlü ve güvene dayalı bir ittifak kurabilseydi, I. Haçlı Ordusu Avrupa’dan Asya’ya kolayca geçemeyebilir ve belki de Anadolu Selçuklularını İznik’ten atamayabilirdi. Çünkü Çaka Bey, yaklaşık 10 bin kişilik kara ordusu, 80 parçaya ulaşan donanması ile Haçlı birliklerinin Anadolu’ya geçişini engelleyerek büyük kayıplar verdirebilecek güçte ve tecrübede bir komutandı. Onun erken vefatı ile Türk denizciliği iki asırlık bir sessizliğin içerisine atılmış oldu.

YAZAR:

MURAT AKBAŞ

Kaynakça:

ADAK, M. (2022), Çaka Bey ve Emirliği: Coğrafi İmkânlar ve Siyasi Hayatın Dinamik Unsurları, Konya: Çizgi Kitabevi.

AKKAYA, Ş. (1950), ‘‘Kitab-ı Melik Danişmend Gazi-Danişmendname’’, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 8(1-2), 131-144.

ANNA KOMNENA (2021), Alexiad: Malazgirt’in Sonrası, (Çev. Bilge Umar), İstanbul: İnkılap Kitabevi.

BEİHAMMER, A.D. (2022), Bizans ve Müslüman Türk Anadolu’nun Doğuşu (1040-1130),  (Çev. Tarık Özbek), Ankara: Koyu Siyah Yayıncılık.

BOSTAN, İ. (2009), Türk Denizcilik Tarihi, C. 1, İstanbul: Deniz Basımevi Müdürlüğü.

CAHEN, C. (2012), Osmanlılardan Önce Anadolu, (Çev. Erol Üyepazarcı), İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Danişmend-nâme (2004), Haz: Necati Demir, Ankara: Akçağ Yayınları.

DAŞ, M. (2009), ‘‘Türklerin Bizans ve Venedik ile Denizlerdeki Mücadele ve İlişkileri’’, Türk Denizcilik Tarihi, (Ed. İdris Bostan, vd.), C. 1, İstanbul: Deniz Basımevi Müdürlüğü.

DEMİRKENT, I. (2020), Türkiye Selçuklu Hükümdarı: Sultan I. Kılıç Arslan, Ankara: Türk Tarih Kurumu.

IOANNES ZONARAS (2008), Tarihlerin Özeti: Kitap XVII-XVIII, (Çev. Bilge Umar), İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

İLGÜREL, M. (2001), ‘‘Osmanlı Denizciliğinin İlk Devirleri’’, Belleten Dergisi, 65( 243), 637-654.

KORKMAZ, M. (2022), Çaka Bey’den Cumhuriyet’e Türk Denizcilik Tarihi, İstanbul: MSÜ Basımevi ve Yayınevi.

KÖYMEN, M.A. (2019), Selçuklu Devri Türk Tarihi, Ankara: Türk Tarih Kurumu.

KURAT, A.N. (1937), Peçenek Tarihi, İstanbul: Devlet Basımevi.

KURAT, A.N. (1966), Çaka Bey: İzmir ve Civarındaki Adaların İlk Türk Beyi, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü.

MİKHAEL ATTALEİATES (2008), Tarih, (Çev. Bilge Umar), İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

SEVİM, A. (2020), Anadolu’nun Fethi Selçuklular Dönemi, Ankara: Türk Tarih Kurumu.

TURAN, O. (1971), Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul: Turan Neşriyat Yurdu.

YINANÇ, M.H. (1944), Türkiye Tarihi: Selçuklular Devri, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Yayınları.

 

Not: Bu yazı, yazarın 2023 yılında Uluslararası Eğitim ve Tarih Araştırmaları Dergisi (ETA Journal)’de yayımlanan “Çaka Bey: İlk Büyük Türk Denizcisi” başlıklı çalışmasının gözden geçirilmiş ve dijital yayına uyarlanmış versiyonudur.

ShareTweetGönderShareShare
Ekibimize Katıl Ekibimize Katıl Ekibimize Katıl

İlgili Yazılar

MEB Nedir, Ne Değildir? Münhasır Ekonomik Bölgeyi Doğru Anlamak
Mavi Vatan

MEB Nedir, Ne Değildir? Münhasır Ekonomik Bölgeyi Doğru Anlamak

01/06/2026
Egemenliği Devredilmemiş mi, Belirlenmemiş mi? Deniz Hukukunda Kelimelerin Gücü
Mavi Vatan

Egemenliği Devredilmemiş mi, Belirlenmemiş mi? Deniz Hukukunda Kelimelerin Gücü

01/06/2026
Mavi Vatan

© 2022 Mavi Vatan - Yeni Nesil Medya

  • Anasayfa
  • Bilgi Grafikleri
  • Hakkımızda
  • Homepage
  • İletişim
  • Mavi Sözlük

Tekrar Hoş Geldin!

#GelecekMaviVatan

Şifremi Unuttum?

Şifremi Kurtar

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi giriniz.

Giriş Yap
Sonuç Bulunamadı
Tüm Sonuçları Listele
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Türk Donanması
  • Mavi Vatan
  • Deniz Araçları
    • Amfibi Gemiler
    • Çıkarma Gemi ve Araçları
    • Denizaltılar
    • Destroyerler
    • Eğitim Gemileri
    • Fırkateynler
    • Hücumbotlar
    • Karakol Gemileri
    • Kruvazörler
    • Korvetler
    • LHD Sınıfı Gemiler
    • Lojistik Destek ve Tanker Gemileri
    • Mayın Gemileri
    • Uçak Gemileri
    • Yardımcı Gemiler
  • Hava Destek Unsurları
  • Savunma Sanayi
    • Silah Sistemleri
    • Hava Savunma Sistemleri
    • Radar Sistemleri
    • Sonar Sistemleri
    • Elektronik Sistemler
    • Optik Sistemler
    • Savaş Yönetim Yazılımları
  • Söyleşiler
  • Analiz
  • İletişim

© 2025 MaviVatan.net - Gelecek Mavi Vatan!