Arda Mevlütoğlu İle Türk Deniz Kuvvetleri Özelinde Deniz Havacılığı Bölüm-2

0

Havacılık, uzay ve savunma politikaları uzmanı Arda Mevlütoğlu ile Türk Deniz Kuvvetleri özelinde deniz havacılığını konuştuk. Röportajın 2’nci kısmı yayında. Keyifli okumalar.

Arda Mevlütoğlu

1. TCG Anadolu için zaman zaman CH-53K helikopterinin adı geçmişti. 2010’lu yılların başında Amfibi Deniz Piyadeleri V-22 Osprey aracını test etmişti.

Bu hava araçları hakkında yorumunuz nedir? TCG Anadolu için AW-101 Merlin helikopteri de bir seçenek olabilir mi?

Bu konuyu uzun süre takip ettim. Kullanıcının yani Türk Deniz Kuvvetleri’nin CH-53’e daha meyilli olduğu yönünde savunma basınında haberler çıkmıştı.

CH-53K gerçekten de güzel bir helikopter taşıma kapasitesi ve motor gücü anlamında.

CH-53K

Bir ara V-22’nin de Türk Deniz Kuvvetleri’ne teklif edildiğini biliyorum. Geçmiş İDEF fuarlarından birinde (2015 ya da 2017 olabilir) V-22’nin maketi üretici firma standında sergilemişti. Sorduğumda çok muğlak ifadelerle yanıt vermişlerdi ama izlenimim hem deniz kuvvetleri için hem de hava kuvvetleri için V-22 teklif ettikleri yönündeydi.
Her iki platform da gerçekten modern, güçlü ve taşıma kapasitesi yüksek platformlar. Ancak şu anki konjonktürde böyle bir platform hem bütçe hem de siyasi olarak çok olası değil.

V-22 Osprey

AW-101 Merlin de gerçekten güçlü bir platform.

Ağır nakliye helikopterleri sınıfında değerlendirilebilecek, iç hacmi geniş, taşıma kapasitesi yüksek platformlara ihtiyacımız olabilir, olacaktır da muhtemelen. Kara kuvvetlerinin CH-47’lerle elde ettiği deneyimin bu anlamda kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bu tür platformlara çok uzun süredir ihtiyacımız vardı.

Deneyim kazanarak TCG Anadolu için benzer ya da aynı tip hava araçları değerlendirilebilir. Ama bunlar ucuz maliyetler değil. Alınmaları, işletmeleri, kolay değil. Bu konuda bir değerlendirme yapmak gerekiyor.

Biz siviller, bu konuları uzaktan takip edenler olarak bu meselelerin lojistik ya da ekonomik taraflarını çok iyi bilmiyoruz, çok vakıf değiliz. Bu konuları tartışmak çok da ilgi çekmiyor. Ama esas fark yaratan ayrılacak para ve bütçe, yedek parçası, lojistiği. Biz sivillere çok cazip gelecek platformların arka planda lojistik destek anlamında çok büyük sıkıntıları olabiliyor.

Resimlerinde, videolarında çok güzel görünen araçlar arka planda kullanıcıya, bakımcıya çok büyük sıkıntılar yaratabiliyor. Bazen bize dışarıdan çok garip görünen tercihler aslında bakım ve yedek parça masrafı gibi faktörlerle çok farklı manzaralar sergileyebiliyorlar. Meselenin bir de bu tarafı olduğunu vurgulamak isterim. Yani sadece taşıma kapasitesi için değil, o taşıma kapasitesi için harcanacak zaman ve paranın da değerlendirilmesi gerekir. Eğer Türkiye’nin savunma bütçesi elverirse ve diğer saydığım faktörler de cazip manzaralar sergilerlerse bence böyle platformların gündeme gelmesi gerekir.

Yaklaşık 7 tonluk Otokar Cobra-1 Zırhlı Aracını Taşıyan Türk Kara Kuvvetlerine Ait CH-47F Ağırlık Nakliye Helikopteri

AW-101 tasarımı artık tamamlanmış, kullanımda olan bir helikopter. Böyle bir helikopterin ortak üretimi Türkiye’ye teknoloji, sanayi anlamında bir şey katmaz. Şöyle bir durum olabilir; AW-101 Türkiye’nin isterlerini karşılıyordur ve A-129’da olduğu gibi Türkiye’nin isteklerine göre uyarlanmış üretimi belki söz konusu olabilir. Böyle bir senaryoda, olasılıkta bu mümkün olabilir.

Bir yandan da Türkiye’nin kendi helikopter projeleri de var. Bu projelerin de olumsuz etkilenmemesi gerekir. Belki de arada bir tercih yapmak gerekecektir. AW-101 kadar taşıma kapasitesine sahip olmayan ama yerli imkanlarla geliştirilebilecek bir helikopteri tercih etmek de bir başka seçenek olabilir. Bu seçenek daha cazip bile olabilir. Öyle bir zaman geldiğinde masaya tüm opsiyonları koyup değerlendirmeyi ona göre yapmak lazım…

AW-101 Merlin

TUSAŞ’ın 10 ton sınıfı helikopter projesi vardı. Hatta yayınlanan görsel NH-90TTH deniz helikopterine daha yakındı. Bu helikopter deniz helikopteri olarak yorumlanabilir. Böyle bir proje beni daha fazla sevindirir.
Ortaya çıkacak helikopter belki CH-53’ten, AW-101’den daha az yük taşıyıp, daha düşük süre havada kalırsa bile bence daha iyi bir tercih olur. En azından kendi ihtiyacımızı kendi ürünümüzle karşılamış oluruz.

TUSAŞ’ın Üreteceği 10 Ton Sınıfı Helikopter Tasarımı

2. TUSAŞ Genel Müdürü Temel Kotil 12 tonluk Atak-2 Helikopteri’nin Türk Deniz Kuvvetleri ve uçak gemileri için üretileceğini açıkladı.

TCG Anadolu için Atak-2 gibi zırhlı ve ağır bir helikopter yerine daha hafif, küçük Atak, T-629 taarruz helikopterlerinin kullanımı daha mantıklı olmaz mıydı? Yorumlarınız nedir?

Atak-2’nin 12.7 mm uçaksavar mermilerine dayanıklı olacağı açıklanmıştı. Ordularda kullanılan topların çapı sürekli artarken 12.7 mm’ye dayanıklılık yeterli mi sizce?

Operasyonel ihtiyaçları, son kullanıcının ihtiyacını bilmiyoruz. Ne tür harekat ihtiyaçları için kriterlerin belirlendiğini bilmiyoruz. Ancak şu var, bir taarruz helikopterinin tonajını belirleyen etkenlerden biri de koruma seviyesi. Özellikle pilot mahalinin, elektronik ve motor sistemlerinin ve transmisyonun zırh koruması ciddi bir ağırlık getiriyor.

Öte yandan bu tip helikopterlerde neredeyse standart haline gelen elektronik harp ve öz koruma sistemleri var. Füze ikaz ve füze savunma sistemleri var. Bunlar hem bir hacim hem de önemli bir ağırlık getiren-gerektiren sistemler. Deniz ötesi harekatlarda ciddi bir silah taşıma kapasitesi gerekiyor, bu ciddi bir gereksinim. Bütün bunları hafif bir helikopterle sağlamak çok kolay değil.

Özellikle bu tür durumlarda daha ağır tonajlı, taşıma kapasitesi daha yüksek, koruma seviyesi daha yüksek helikopterler öne çıkıyor. Böyle bir ihtiyaç için Atak-2 uygun bir platform olarak görünüyor.

Atak-2 Helikopter Tasarımı

Tabi öncelikle kara versiyonu olan Atak-2’nin bir sistem olarak, bir hava aracı olarak rüştünü ispat etmesi gerekiyor. Deniz koşullarına uygunluğun gerektireceği bazı ağırlık dezavantajları ya da şoka dayanım gibi bazı hususlar olabilir. Bu tür tasarım değişikliklerinin Atak gibi dar bir gövdeye sahip helikopterde çok kolay yapılabileceğini sanmıyorum. Atak-2’de bu tür değişiklikler çok daha kolay yapılacaktır.

Atak-2 daha çok terör örgütlerine karşı kullanılacaksa 12.7 mm mermilere dayanım ön plana çıkmış olabilir.
12.7 mm dayanım denince akla sadece mermi gelmemeli. Şarapnel etkisi ya da yakınlarda gerçekleşen patlamalardan etkilenme anlamında da bir koruma seviyesini tarih ediyor. Tabi ki daha büyük çaplı topların yaygınlaştığını görüyoruz. Ancak belirli bir yerde de bir feragatta bulunmanız gerekiyor. Belirli bir dengeyi korumanız gerekiyor. Çok daha büyük topların bulunduğu bir bölgede harekat yapılacaksa ona göre silahlar, çözümler tercih edilebilir. Burada operasyonel konseptler öne çıkıyor.

Eğer terör gruplarına karşı kullanılacak bir helikopterse diğer unsurlarla, uzak mesafelerden güdümlü silahlarla, İHA’larla koordineli bir operasyonda 12.7 mm koruma seviyesi yeterli olabilir. Bu tamamen kullanıcının harekat ihtiyacı ve tehdit analizine bağlı olan bir gereksinim.

Atak-2 İle Aynı Sınıf Rus Üretimi Ka-52 Alligator

3. Mısır Donanması aşırı güçleniyor. İsrail Donanması oldukça iyi silahlanmış yeni korvetler envantere alacak. Türk Deniz Kuvvetleri için üretilen İ sınıfı fırkateynlerin silah ve sistem ambargoları sebebiyle gecikeceği iddia ediliyor.

İ sınıfı fırkateyn projesinde alt sistem tedariğinde sorun yaşandığı iddia ediliyor. Türk Deniz Kuvvetleri nasıl bir yol izlemeli?

Bir yandan Barbaros sınıfı fırkateynlerin modernizasyon projesi devam ediyor. Bu projenin önemi artık iyice göz önüne çıkmış durumda. Bir yandan belki de ömrünün sonuna yaklaşan Yavuz sınıfı fırkateynler için kabiliyet artırıcı eklemeler gündeme gelebilir. Bunlar kısa vadeli çözümler olarak kullanılabilir.

Barbaros Sınıfı Fırkateynlerin Yarı Ömür Modernizasyonu

İ sınıfı fırkateyn projesini çok önemsiyorum. Projenin artık süratle tamamlanması lazım. Bu gemilerde kullanılacak ABD üretimi sistemlerin temininde sorun yaşanacağı düşünülüyorsa alternatifleri süratle geliştirmeli ve uygulamalıyız. Bu çok önem kazanıyor.

Süratle İ sınıfı fırkateynlerin tamamlanması gerektiğini düşünüyorum. Hatta belki ADA-MİLGEM sınıfından da ilave üretim söz konusu olabilir. Biraz daha düşük maliyetli, mevcut fırkateyn filosunun omuzlarındaki yükü alacak bir platform anlamında fayda sağlayabilir.

İlk İ Sınıfı Fırkateyn TCG İstanbul

Öte yandan Yeni Tip Karakol Botu(Tuzla Sınıfı) çok güzel bir platform. Ben tasarım olarak çok beğenirim. Çok farklı silah ve sensör sistemlerine ev sahipliği yapabilecek üst yapı ve gövde tasarımına sahip. Bu botlar ve türevleri belki gündeme gelebilir. Özellikle kahverengi sular olarak tabir edilen kıyıya yakın suların korunması için.

Kısa vadede yapılacaklar olarak İ sınıflarının süratle tamamlanması, hem fırkateyn hem korvet olmak üzere mevcut gemilere kendi geliştirdiğimiz silah ve sensör sistemlerinin takılmasıyla kabiliyet geliştirilmesi bence kısa vadede yapılacaklar olarak düşünülmeli.

Burak sınıfı korvetlere de bazı iyileştirmeler yapılıyor. Burak sınıfı korvetler de eğer gövde ve makine ömrü müsaade ediyorsa böyle bir modernizasyona tabi tutulabilir.

Tuzla Sınıfı Karakol Botu

4. Kamikaze İHA’lar ve SİHA’lar birçok savaşta kendini gösterdi. İnsansız hava araçlarının donanmalarda savaş gemilerinde kullanımı için neler söylersiniz? ULAQ insansız kara aracı ile birlikte kullanım olabilir mi?

ULAQ insansız deniz aracının tanıtımında daha büyük versiyonlarda Atmaca anti-gemi füzesinin kullanılacağı belirtilmişti. ULAQ’ta UMTAS ya da belki de Orta Menzilli Anti-Gemi Füzesi’nin kullanımı mı daha faydalı olur, Atmaca’nın kullanımı mı daha faydalı olur?

Olabilir. İnsansız deniz araçları özellikle denizaltı savunma harbinde çok faydalı olabilirler. İnsansız deniz araçlarını insansız sualtı araçlarıyla birlikte değerlendiriyorum. Denizaltıların tespiti ve takibi için; özellikle kritik üs, tesis, su yollarının denetlenmesi için insansız deniz ve sualtı araçlarının faydalı olabileceğini düşünüyorum.
Gelişen teknoloji çok farklı kombinasyonları denememize olanak sağlıyor. İnsansız deniz araçlarının İHA’larla birlikte kullanımı bir konsept olarak denenebilir. Zaten Doğu Akdeniz’de ve Adalar Denizi’nde bu konsepti denememiz için yeterince olanağımız, fırsatımız var.

Mesela Adalar Denizi’nde çok sayıda ada, adacık var. Sütre oluşturan çok sayıda engel var. Bunların çevrelerindeki tehditlerin uzaktan ya da güvenli mesafeden tespiti, tehditlerin takip edilmesi anlamında insansız deniz araçlarının İHA-SİHA’larla koordineli kullanımı bence çok faydalı olabilir.

ULAQ İnsansız Deniz Aracı Tasarımı

Silah sisteminin nasıl bir senaryoya, insansız sistemin ne amaçla geliştirildiğine bağlı. Bazen öyle senaryolar olabiliyor ki hedefi tespit ettiğiniz anda ateş altına almanız gerekebiliyor. Zaman sıkıntısı olabiliyor. Böyle bir durumda insansız deniz aracı taarruz kararını kendisi otonom mu alacak, yoksa uzaktan komutla mı taarruz gerçekleştirilecek, uzaktan komuta olacaksa veri bağı ve kesintisiz iletişim nasıl sağlanacak bu gibi taktik meseleler öne çıkıyor.

Büyük boyutlu bir füzenin taşınması demek ağır füzeyi taşıyabilecek, ağır deniz koşullarına dayanabilecek bir su üstü platformunun olması anlamına geliyor. Platformun boyutu büyüdükçe platformun insansız olması zorlaşıyor. Deniz ortamından da ya da gemiciliğin gereksinimlerinden dolayı. Burada belki çok farklı operasyonel konseptler denenebilir. Bu aslında ucu açık bir konu. Nerede nasıl bir harekat için tasarlandığına bağlı olarak bu sorunun cevabı çok farklı olabilir.

5. Rus Donanması kara konuşlu Su-30 savaş uçaklarına sahip. Deniz görevleri için uzmanlaşmış bir hava gücüne sahipler. Japon Hava Kuvvetleri de benzer amaçla F-2 savaş uçaklarını kullanıyor.

Denizlerin, Mavi Vatan kavramının önem kazandığı bu günlerde Türk Deniz Kuvvetleri de benzer bir kara konuşlu hava gücüne sahip olmalı mı?

Böyle bir hava gücü olsa hangi uçaklar tercih edilebilir? Hürjet bu amaçla kullanılabilir mi? Uygun maliyetli JF-17 savaş uçağı ya da ikinci el F-18’ler düşünülebilir mi?

Bildiğimiz kadarıyla deniz kuvvetlerimiz böyle bir fikre, böyle bir fikri hazırlığa sahipti. 1990’ların ikinci yarısı olsa gerek kara konuşlu, sabit kanatlı bir muharip hava gücü kabiliyetine sahip olunması için bazı hazırlıkların fikirsel olarak yapıldığını biliyoruz. Bu basına da yansımıştı. Bir F-16 filosunun deniz kuvvetleri envanterine alınması ya da Hava Kuvvetleriyle ortaklaşa kullanılması şeklinde çeşitli opsiyonların konuşulup, tartışıldığını biliyoruz.

Türkiye için böyle bir ihtiyaç olabilir. Burada nasıl bir görev için kullanılacağı öne çıkıyor. TASMO dediğimiz Deniz Operasyonlarının Taktik Desteği adı verilen bir hava görev çeşidi var. Bu görev şu anda hava kuvvetlerine ait. Bu tip görevler başta olmak üzere deniz kuvvetlerinin ihtiyaç duyacağı görevlerin devralınması, paylaşılması anlamına gelecektir. Burada mesele teknikten çok organizasyonel bir yapıya bürünüyor. Deniz kuvvetleri ile hava kuvvetlerinin bu şekilde bir görev paylaşımı ya da devri konusunda bir mutabakata sahip olması gerekiyor.

Eğer şuan ki mevcut ortamda deniz kuvvetlerinin hava kuvvetleriyle müşterek harekatı anlamında herhangi bir sıkıntısı, sorunu yoksa; deniz kuvvetleriyle hava kuvvetlerinin entegrasyonu iyi bir şekilde sağlanmış ve yürüyor ise böyle bir hava gücünün oluşturulması gerekmeyebilir. Çünkü ilave maliyet ve yatırım anlamına gelecektir ve ciddi bir mali yük bindirecektir.

Ancak tabi ki deniz kuvvetlerinin harekat ihtiyaçlarının artmasına paralel olarak kendi hava savunmasını ya da hava desteği ihtiyaçlarını kendi imkanlarıyla sağlaması ihtiyacı daha da artıyor ise yeni bir oluşum kaçınılmaz olur.
JF-17’yi kabiliyet ve performans olarak kayda değer bir uçak olarak görmüyorum. Uzun zamandır gündemde olan Block-3 modeli biraz daha ilave kabiliyetler vadediyor. Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mevcut teknolojik ve lojistik alt yapısına uygun olmayacağından hem de performans olarak 1990’ların, en fazla 2000’lerin ortalama bir uçağından daha fazlasını vadetmediği için JF-17’yi pratikte bir çözüm olarak görmüyorum.

JF-17 Thunder Savaş Uçakları

İkinci el F-18’ler belki kağıt üstünde bir çözüm olarak düşünülebilir. Ancak bunlarında yüksek satın alma, altyapı, işletme maliyetlerinden dolayı cazip olmayabilir. Bunun kötü bir örneği Kanada… Yakın zamanda Avustralya’dan çok sayıda ikinci el F-18 satın aldı. Ancak bu uçakları hala uçar duruma getiremedi. Kanada’nın zaten F-18 kullanıcısı bir ülke olması sebebiyle bu düşündürücü bir durum. Böyle bir ortamda bizim envanterimizde olmayan platformların ikinci el alımı çok cazip bir seçenek olmaz.

Hürjet bu anlamda tabi ki gündeme gelebilir, enteresan bir çözüm olabilir. Hürjet’in muharip modelinin de geliştirildiğini biliyoruz. Yer taarruz modelinin geliştirildiğini de biliyoruz. Bence bu anlamda tabi ki bir alternatif olabilir.

Hürjet

6. Kıyı savunma sistemleri için ne düşünüyorsunuz?

Önce çevremizdeki ülkelere bakalım. Bu tür sistemlere kimler yatırım yapıyor.

Rusya Federasyonu. Rusya’nın çeşitli tipte kıyı savunma sistemleri var. Bunları özellikle Kırım’da çok sayıda konuşlandırdıklarını biliyoruz.

Suriye’nin elinde çok sayıda kıyı savunma sistemi var. Bu sistemleri hala aktif tutuyorlar. Çünkü Suriye’nin kayda değer bir donanması yok. Hatta ilk savaştan sonra tamamen yok edildiğini iddia edebiliriz. Bir taraftan da hem Türkiye’den hem de İsrail’den ciddi tehdit algısı olan bir ülke. Farklı ülkelerden de saldırı beklentisi olan bir ülke. Dolayısıyla çevresindeki denizlerde belirli bir tehdit oluşturmak için bu denizlerde kendine yönelen tehditleri savuşturmak için yapabileceği en mantıklı yatırım kıyı konuşlu gemisavar füzeleri.

Rus Üretimi Bastion-P Kıyı Savunma Sistemi Atış Anı

Mısır’ın elinde de bir miktar kıyı savunma füzesi var. Mısır’da aynı şekilde geniş bir sahil şeridine sahip bir ülke. Özellikle İsrail ve Türkiye’den ciddi bir tehdit algısı olduğu için Mısır da aynı şekilde kendi kıyılarına yönelebilecek tehditler için bu yatırımı yapmış durumda.

Kıbrıs Rum Yönetiminde de Exocet sınıfı kıyı savunma sistemleri var. Kendi deniz kuvvetleri olmadığı için ya da muharip kabiliyeti olan bir donanma gücü olmadığından dolayı kıyı savunmasını bu sistemlerle sağlıyor.

Bu ülkeleri alt alta koyduğumuzda bazı ortak noktalar var. Rusya Federasyonu her boyutta hava, kara, denizde savunması etkin sağlayabilecek bir ülke. Ama burada özellikle Kırım gibi, kuzeyde Baltık kıyısındaki Kaliningrad gibi bölgelere bu gemisavar füzeleri yerleştirmesinin sebebi bu bölgelere yönelebilecek bir askeri tehdidi bertaraf edebilmek. Kırım şuanda hem hava savunma hem de gemisavar sistemleriyle dolu, yığınak yapılmış durumda.

Bu ülkelerin hepsi kendi kıyılarına yapılacak bir taarruza önlem olarak ya da kendi kıyılarında geniş bir çevreyi tehdit, baskı altında tutabilmek için bu sistemlere yatırım yapıyorlar.

Türkiye’nin böyle bir beklentisi, algısı varsa eğer aslında mantıklı olabilir. Ama onun dışında Türkiye’nin coğrafyasından dolayı bazı avantajları var.

Ben bu anlamda sabit ya da seyyar kara konuşlu gemisavar füzelerindense havadan, savaş uçaklarından ve deniz karakol uçaklarından ateşlenebilen güdümlü füzeleri çok daha kıymetli görürüm. Çünkü bunlar çok daha uzun menzilliler, geniş alanlarda gemisavar görevi sağlayabiliyorlar. Türkiye’nin coğrafi avantajını da eklersek eğer bu tür çözümler çok daha etkili olacaktır.

4 Adet Anti-Gemi Füzesi Yüklü Japon F-2 Savaş Uçağı

7. Türk Deniz Kuvvetlerinde en beğendiğiniz aktif savaş gemisi ve gelecek için en önemli gördüğünüz savaş gemisi projesi hangisidir?

MİLDEN’in dünyada hangi denizaltı sınıfı gibi olmasını istersiniz?

Sizce donanmanın uzun vadede nükleer tahrikli denizaltı veya gemi projesine ihtiyacı olabilir mi?

Gönüllerimizin birincisi MİLGEM. MİLGEM muharip gemi olarak güzel bir tasarım. Daha da ötesi MİLGEM’in konseptini biz belirledik. Tasarımını ve inşasını biz gerçekleştirdik. Bu anlam genel olarak Türkiye’nin, özel olarak Türk Savunma Sanayinin ve Türk Deniz Kuvvetlerinin zincirlerinin kırıldığı proje. Benim en beğendiğim savaş gemisi tasarımı kesinlikle MİLGEM’dir.

İlk MİLGEM Korveti TCG-Heybeliada

En önemli gördüğüm proje ise MİLDEN ayni Milli Denizaltı Projesi. Çok zor bir proje olduğunu kabul etmekle birlikte denizaltı sınıfı gemilerin gelecekte donanmaların asli unsuru olacağını, esas farkı yaratacak platformlar olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla denizaltı ve denizaltı harbi için yapılacak her türlü yatırım son derece önemli. Bu sebeple bence en önemli proje MİLDEN projesidir.

İsveç’in A-26 denizaltı projesini beğenerek takip ediyorum. Benim burada beklentim havadan bağımsız tahrikli, uzun süre sualtında kalabilen, konvansiyonel tipte bir denizaltı. Bu tip denizaltılar büyük ihtimalle bizim ihtiyacımızı görecektir.

İsveç’in A-26 Denizaltı Tasarımı – Kaynak: H I Sutton

Güney Kore’nin KSS-III denizaltı projesi 3000 ton civarında ağırlığa sahip. Bu aslında havadan bağımsız tahrik teknolojisindeki gelişmeyi de gösteriyor. Çünkü 2000’li yıllarda ortaya çıkan benzer tasarımlarda tahrik sistemleri 1500-1600 tonluk denizaltılara anca yetebiliyordu. Ama artık elektrikli tahrik ve batarya teknolojisindeki gelişmelerle 3000 tonluk bir denizaltı bile tasarlanıp üretilebiliyor.

Nükleer tahrik her ne kadar avantajlar sunsa da onu geliştirmek, denizaltıya uyarlamak ve nükleer tahrikli bir denizaltının bakım, işletmesini yapmak çok yüksek maliyetli işler. Çok özel alt yapı ve tesisler gerektiriyor hem inşası hem de bakım-onarımı.

Ama burada havadan bağımsız tahrik çok ciddi kabiliyetleri, çok daha mütevazı bütçelerle mümkün kılabiliyor. Bence bu anlamda Güney Kore’ninki gibi ağır tonajlı, hatta belki dikey fırlatma sistemlerine sahip, mutlaka seyir füzesi ateşleyebilen, havadan bağımsız tahrikli denizaltılar son derece ideal platformlar olur.

KSS-III Sınıfı Denizaltı

İşin içine nükleer girdikten sonra o mesele askeri olmaktan çıkıyor. Nükleer tahrikli denizaltı demek okyanus ya da çok uzak denizlerde sürekli harekat yapabilme ihtiyacına gereksinimimiz olduğunu gösterir.

Bizim şu andaki ve gelecekteki görünür alaka ve menfaatlerimizin coğrafyasına baktığımızda Osmanlı Devleti’nin en geniş sınırlarının olduğu haritayı gözümüzün önüne getirelim. Bütün Akdeniz, Arap Yarımadası ve çevresindeki denizler, Kızıldeniz ve Umman Denizi, kuzeyde Karadeniz, Doğu’da da Hazar Denizi ve çevresi.

Osmanlı Devleti’nin En Geniş Sınırları

Bu coğrafyalar için nükleer denizaltı bana çok gerekli gelmiyor. Tahrik teknolojisindeki gelişmelerle çok uzun süre sualtında kalabilen, çok uzak mesafelere gidebilen denizaltıların da yapılmasının mümkün olması sebebiyle bu ihtiyacı havadan bağımsız tahrikli denizaltılarla da yerine getirebiliriz gibi geliyor.

Nükleer denizaltı bu anlamda siyasi bir güç olarak gündeme gelebilir, gelecektir de. Ancak diğer seçenekleri göz önüne aldığımızda daha uygun çözümler var gibi.

Sorumluluk coğrafyamız çok geniş, ilgilenmemiz gereken çok fazla kriz var. Nükleer tahrikli denizaltının maliyeti söz gelimi 100 birim ise, havadan bağımsız tahrikli denizaltının maliyeti söz gelimi 50 birim ise ben kesinlikle havadan bağımsız tahrikli denizaltıyı tercih ederim.

İngiliz Donanmasına Ait Vanguard Sınıfı Nükleer Tahrikli Denizaltı

Yazıyla ilgili okunması önerdiğimiz yazılar:

Arda Mevlütoğlu İle Türk Deniz Kuvvetleri Özelinde Deniz Havacılığı Bölüm-1

DENİZALTILAR VE TAHRİK SİSTEMLERİ-3: Nükleer Tahrikli Denizaltılar

DENİZALTILAR VE TAHRİK SİSTEMLERİ-2: Havadan Bağımsız Tahrikli Dizel-Elektrik Denizaltılar

DENİZALTILAR VE TAHRİK SİSTEMLERİ-1: Dizel-Elektrik Denizaltılar

Mavi Vatan’ın İnsansız Muhafızı ULAQ

Tuzla Sınıfı Karakol Gemileri

CH-53 STALLİON Ağır Nakliye Helikopteri

Gelecek Mavi Vatan!

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.